Skip Navigation LinksNews

Haberler

DAÜ Dr. Fazıl Küçük Tıp Fakültesi’nden Organ Bağışı Haftası Kapsamında Açıklama Yapıldı

DAÜ Dr. Fazıl Küçük Tıp Fakültesi’nden Organ Bağışı Haftası Kapsamında Açıklama Yapıldı

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Dr. Fazıl Küçük Tıp Fakültesi ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ile DAÜ – Marmara Üniversiteleri Ortak Tıp Programı Klinik Dönem Başkoordinatörü Doç. Dr. Ender Dulundu, 3 – 9 Kasım Organ Bağışı Haftası ile ilgili açıklama yaptı. Doç. Dr. Dulundu, Organ Bağışı Haftası’na yönelik açıklamalarında şu ifadelere yer verdi:

Organ nakli; organ yetmezliği sonucu hastanın yaşamını tehdit eden durumlarda ilgili organ ya da dokuların nakledilmesi sürecine verilen isimdir. Günümüzde Türkiye’de 2016 yılı verilerine göre 60.000 hasta diyalize girmekte ve 22.337 hasta böbrek nakli, 2254 hasta karaciğer, 647 hasta kalp ve 49 hasta akciğer nakli için beklemektedir. Yıllık yapılan nakil sayılarına bakıldığında ise bu rakamı karşılamaktan çok uzak olduğu görülmektedir.

Bunun sonucu olarak ne yazık ki her yıl binlerce hastamız bekleme listesinde organ beklerken defalarca hastanelere yatmak zorunda kalmakta ve bir kısmı her türlü müdahaleye rağmen hayatını kaybetmektedir. Söz konusu hastaların organ beklerken yapılan tedavileri ve yoğun bakım giderleri için yapılan harcamalar çoğu ithal olan tıbbi malzeme ve ilaçlara milyarlarca lira (4,2 Milyar USD / yıl) ödemeyi gerektirmekte ve bu masrafların yurt dışına gitmesi sonucunu doğurmaktadır.

İdeal koşullarda organ nakli; kadavradan yani beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden yapılır. Bunun dışında karaciğer, böbrek nakli gibi durumlarda canlıdan canlıya nakiller de bir alternatiftir. Kişi hayatta iken kendi serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra organ ve dokularının ihtiyacı olan hastalar için kullanılmasına izin verebilir veya hayatta iken bu konuda bir beyanda bulunmamışsa yine tıbben yaşamı sona erdikten sonra yakınları tarafından organ ve dokuları bağışlanabilir. Bu işlem ölüden (kadavra) canlıya organ bağışıdır. Kadavradan yapılan nakiller ideal olan nakillerdir çünkü burada zaten iyileşme şansı olmayan, beyin ölümü gerçekleşmiş olan kişilerden organ alınmakta ve sağlıklı kişiler riske sokulmamaktadır. Canlıdan canlıya nakillerde ise; kişi hayatta iken kendi serbest iradesi ile gönüllü olmak kaydı ile hastanın 4. dereceye kadar akrabalarından veya etik kurulu onayı alınan kişilerden alınan, böbrek veya karaciğerin bir kısmının ihtiyacı olan kişiye takılması anlaşılır.

Organ bağışı yeterli rakamlara ulaşmadığı için hastaların organ bekleme süresi uzun sürmekte ve pek çoğu bu bekleme sırasında hayatını kaybetmektedir. Bu nedenle özellikle başta akut yetmezlik dediğimiz acil (ör:mantar zehirlenmesi, ilaca bağlı karaciğer yetmezliği vb.) durumlarda olmak üzere nakillerin  % 80’i canlıdan canlıya vericilerden (canlı donör) yapılmaktadır.

Yaşayan veya ölen bir kişinin organ ve dokularının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin verilmesi organ bağışıdır. Avrupa’da ve gelişmiş ülkelerde milyon nüfus başına organ bağış sayısı 35-40 civarında iken bu rakam Türkiye’de son yıllarda Sağlık Bakanlığı’nın da önemli katkı ve çabaları ile 5-6 civarındadır ki, bu rakamlar organ bağışının ideal rakamlardan ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.

Organ bağışı konusunda toplumu bilinçlendirmek hepimizin en önemli görevi ve hedefi olmalıdır. Bu anlamda sosyal toplum kuruluşlarına, meslek odalarına, hekimlere, din adamlarına ve özellikle medyaya çok büyük görevler düşmektedir.

Unutmayalım ki bir gün hepimiz organ yetmezliği ile baş başa kalabiliriz. Oysa ki bir kişinin organ bağışı ile en az 5 kişiyi hayata döndürmek mümkün olmakta ve bu şekilde hem organ bekleyen hastalara bir umut olunmakta hem de canlıdan canlıya yapılan nakilleri azaltarak sağlıklı bireyleri ameliyat riskinden korumak mümkün olmaktadır.

Tüm Haberleri Göster

Yayınlanma Tarihi
8 Kasım 2016